4.7.11

sevmek zamanı



izlememekte ısrar edişimde ne denli haklı olduğumu gördüm bu gece. diş ağrısının vermiş olduğu huzursuzluk türünden bir şeyler hissettim. o adını anmak istemediğim alman kadınla sabunculuğu öğrenmek için yurtdışına giden adamın hikayesindeki tadın bir benzerini aldım. elbette pay çıkardım her şeyde olduğu üzere. en büyük zaafımın her şeyden kendime bir pay çıkarmak olduğunu düşünüyorum; pay çıkarmak ve bunu kendi aleyhime kendi ellerimle kullanmak.

not: ya sevgili blog okuyucusu, şunu söyleyeyim ki ben de çeşitli insanların bloglarını okuyorum ve vıcık vıcık romantizm ve karamsarlık içeren blogları pas geçiyorum bir daha uğramamacasına. o yüzden böyle yalnızca birinci tekil şahsı ilgilendiren şeyler yazmaktan kaçınmak taraftarıyım. zaten kendini bilen kendinibilmez birkaç kişi sebebiyle açılamıyorum geniş geniş. aaa. neyse, neyse. sevmek zamanı'nı izleyin. sürekli yağmur yağıyor. sonunda da kavuşamıyorlar. hmm ama kavuşuyor olabilirler de.

mavi boncuk



2.7.11

mayış



hayattan ve her şeyden bir anda soğutan şeyler

chocolat



ne zaman libertango dinlesem koca bir dilim çikolatalı pasta yemiş gibi hissediyorum kendimi. o yüzden filmi izledikten sonra libertango dinleme ihtiyacı duydum. tanrı'nın yarattığı kullar içinde kadınlığı ve erkekliği temsil etmesi gereken iki kişinin başrolde oluşu, cülyet binoş'un benleri-al yanakları-insanın içini en az melih gökçek kadar ısıtan gülümsemesi, kakaonun binbir forma bürünmüş hali, güzel müzikler, lost'tan alışık olduğumuz sasılık derecesindeki sarışın ablamızın biraz daha gençlik dönemleri, sonra cülyet binoş'un al yanakları... sonrası iyilik güzellik.

bim'e gidip acilen kakao ihtiva eden abur cubur almalıyım.

30.6.11

çalgı çengi



valla fragmandan, posterden kolpaçino, maskeli beşler, recep ivedik tarzı siktiriboktan bir komedi filmi zannettim çalgı çengi'yi; fakat uzun zamandır bu kadar güldüğüm bir film olmadığını, uzun zamandır hiçbir şeye bu kadar gülmediğini gördüm izlerken. özellikle ankaralılara ya da en azından iç anadolu ağzına, bu bölgenin argosuna kulağı alışkın insanlara çok şey çağrıştıracağına eminim.

''belki namaz kılmıyoz, oruç tutmuyoz, zekat vermiyoz
hacca gitmiyoz, alkol alıyoz, zina yapıyoz, ot iç...

la bebe biz nasıl adamlarız la''

***

kocani orkestar... hiç ''yha şu çinqeneler ne kmik insannar yhaa=)))99)'' muhabbetine girmeyeceğim. hayatı 10 dakika içinde iki tane kırmızı tuborg hüpletmiş gibi yaşadıkları bir gerçek; fakat kocani orkestar'a ithafta bulunmamın tek sebebi mısır koçanı. bildiğimiz mısır yani. üzerindeki sarı taneler yendikten sonra kaldırıp atılan besin hani. mısırı çok severim. patlamışını da haşlanmışını da çerezini de tombisini de cipsini de severim; ama en çok haşlanmış süt mısırın koçanının suyunu ''hüppççrrk'' diye emmeyi severim. bir gün içecek sektörüne girersem, ürettiririm ben bunu: ''bayramoğlu koçan suyu''

***

yaylı çalgı çalan kadınlara çok temiz ve özel hisler besliyorum. özellikle uzakdoğu kökenlilere ya da ayrım olmasın, evet olmasın, hakkını vererek çalabilen kadınlara besliyorum bu hissiyatlarımı. keman, çello, kontrbas. koca çelloyu bacaklarının arasına alıp kafasını huşu ile yana devirmiş, saçları yanlarından süzülen kadınlaradır bu sevgim.

***

''ya teyzeoğlu sen de ne emmeye geliyon, ne gömmeye geliyon amınim''

25.6.11

kestane



manisa'dan bi arkadaş, gogul'dan şekildeki ibareyi ararken misafirim olmuş. evde yoktuk be birader. adam gelmeden bi arar, beleş esemes'in de mi yok, çaldır kapat, ödemeli ara. bi şeyler yap!

12.6.11

rahatı kaçan ağaç



tanıdığım bir ağaç var
etlik bağlarına yakın
saadetin adını bile duymamış
tanrının işine bakın

geceyi gündüzü biliyor
dört mevsimi, rüzgarı, karı
ay ışığına bayılıyor
ama kötülemiyor karanlığı

ona bir kitap vereceğim
rahatını kaçırmak için
bir öğrenegörsün aşkı
ağacı o vakit seyredin

melih cevdet anday

reyiz



ahmet reyiz yılmaz vs. ahmet yılmaz reyiz

22.5.11

tırmıkçı



şükrü tırmıkçı...

kendisiyle meclis parkında karşılaştık bugün. tıpkı aşağıdaki ''nuri kaymaz'' abimiz gibi şükrü abi de çok sıcak bir insan. gene bi sike yaramayacak onlarca fotoğraf çekmenin vermiş olduğu huzursuzluklar içinde gördüm eski vücut geliştirme bilmemne rekortmenlerinden şükrü tırmıkçı'yı. baya bi saydı, ben fotoğraf çekerken. meclis parkının yapımında çalışmış işte küçükken, bundan 25 sene evvel filan. mhp'nin son hallerinden hoşnut değilmiş; ama eli mecburen üç hilale gidecekmiş seçimde.

esas konu şu. ben bu abiyi ilk gördüğümde ''aha lan vizontele'deki çıkıkçı geliyo'' dedim içimden. gözlükleri görünce o yorumu getirdim. neyse akşam eve geldiğimde kanallar arasında zap yaparken tnt'de vizontele'yi gördüm. (kusura bakmayın bunu yapmak zorundayım) kjfhjdkfhgjkdfhkjdhjkdjkhfkfdjhgkdjfhgjkdfhgjkdfhgldjfdsgjhfkjhgfkj tam da çıkıkçının olduğu sahneyi gösteriyordu filmde.

20.5.11

hatasız kul olmaz



cebeci, kolej, kurtuluş, ziya gökalp caddesi civarına yolu düşenler bu adamı muhakkak görmüşlerdir. ben de çok kereler görüyordum nalet olası o semte yolumun düştüğü zamanlarda. neyse bugün bi vesileyle yine yolum o taraflara düştü, X arkadaşımla başka bir şey dilesek gerçekleşecekmiş demek. bir de baktık, karşıdan kasıla kasıla biri geliyor. ben hemen ''üstad bi foto çekinebilir miyiz'' dedim. o da dünden razı zaten. gönül insanı derler ya, öyle mülayim, öyle naif bi abimiz. ismi nuri kaymaz'mış. birtakım öğrenciler, kısa filmlerinde oynatmak için teklifte bulunmuşlar babaya; ama bi daha ses çıkmamış o işten.

nuri abi, güzel bir abimiz.

yalnız nasıl olmuş da milletvekilliğine adaylık türünden bi atraksiyona girmemiş, merak ediyorum.

18.5.11

reyiz



son bir aydır dilimin, yemek borumun, midemin, onikiparmakbağırsaklarımın, kılcal damarlarımın görüp geçirdikleri. ağlayıp güldüklerim. günlerin getirdiği. günlerin götürdüğü. günlerin köpüğü.
''reyiz'' diye bir erkek ismi olduğunu biliyor muydunuz?

9.5.11

explosions in the sky



ben bu oğlanları çok seviyorum ya. valla, baya seviyorum. kız olsam hepsine ksldjfklsdjflkdsjf. konser tarzı organizasyonlarda hiç yüzüm yoktur benim. yani bizim iki sokak ötede çok ''breh breh'' bi isim konser verse (teoman, feridun düzağaç, lady gaga, u2 falan filan. anlaşılmıştır umarım demek istediğim) dışarı çıkıp da ''neler oluyor burada?!?!'' demeye bile tenezzül etmem; ama bu elemanlar türkiye'ye konsere gelseler ne yapar eder giderim. muhtemelen gidecekleri tek yer istanbul olur. ağır vasıtalara el eder yine giderim, kamyonunda yüzlerce piliç taşıyan kamyona el eder yine giderim. ya da, ya da gayet medeni bir şekilde kamil koç'tan biletimi alır giderim, deli mi sikti beni de o tür hareketler yapıyorum, nedir yani.
bir müzik grubu, dinleyenlerine hayal kurdurabiliyorsa güzel müzik yapıyor demektir. bu etkiyi üzerimde en çok yapan grup ise eksploğjıns. <3 ha bunları derken gidip herhangi bi albümlerini satın almış değilim. aramızdaki ilişkiye para denen kirli objenin girmesine müsaade edemem. ben onları temiz ve saf duygular içinde seviyorum.

29.4.11

unutursun


ikinci şepnem fireş vakası olacak bu kız.

''unutmak kolay mı deme
unutursun mihribanım
oğlun kızın olsun hele
unutursun mihribanım''

24.4.11

silvio



ahmedinejad ve silvio'nun yeri başkadır bende.

18.4.11

#

# saçlar iyice gitmeye başladı. bioksin şampuan filan azaltıyor dökülmeyi; ama tamamen kesmiyor.

# etanolsüz uykuya dalmakta bir parça zorluk çeker oldum şu sıralar.

# kızılay metrosu, güvenpark, cinnah, meşrutiyet üzerindeki üst geçit gibi birkaç yer var aklımda timelapse yapmak için. 30 saniyelik bir video için en az 1000 fotoğraf çekmek gerekecek gerçi.

# ''koca bir gün nasıl hiçbir şey yapmadan geçirilir'' ... bu konuda özel ders verebilirim. ücret konusunda anlaşırız. öyle saati 75 ama sana 60 olur filan, bu tarz uçmam. 5'li probis olur, muzlu süt olur, kırmızı tuborg olur... umut gönlümün ekmeği, umar ha umar, umar.

# tövbelerimden birkaçını bozdum sanırım. lakin borcumu da baya (baya baya) bi süredir ödüyorum.

''...karıştırmış kaderim
şu gönlümün harcını
yaş döküp ödüyorum
ben bahtımın borcunu...'' eheh.

# türkücü (aslında bu kelimeyi pek sevmiyorum, ozan diyelim) musa eroğlu'na demişler ki: ''televizyonlarda sizi pek göremiyoruz ama çok fazla seveniniz var, ne iş?''

o da demiş ki: ''tereyağının da hiç reklamı yok; ama herkes en çok tereyağını seviyor''

# mutluluğun tanımı 'bir zamanlar' şöyle bir şeydi benim için. şimdilerdeyabenneyse.



pies: aslında ilk iki madde ile beşinci madde arasında sımsıkı, sırılsıklam, apır sapır, kıvıl yavıl, güpür zıpır bi alaka var. ama olmayabilir de.

8.4.11

akşam vakti sardı yine hüzünler

bugün ev gene kalabalıktı. annemin eski komşuları vesaire geleceklermişmiş. özetle evden kovuldum, ama kendimi kovan kişi gene kendimdim. öyle. buluşmak istediğim birkaç arkadaşıma ulaşmak istediğimde hepsinin bir özrü olduğunu gördüm. neyse, alışkınım zaten eheh. sonra kızılay'a gittim, ikinci el fotoğraf makinesi satan bir yer var necatibey'de. benim 100 milyona aldığım lense 25 değer biçti herifçioğlu. bu arada son derece uygun fiyata lubitel 166 buldum. o an havadan gelmiş biraz param olsa alabilirdim. öhhhhhmmmm. fotoğraf demişken normal zamanda bulamayacağım birkaç fotoğraflık yer gördüm; fakat çekmeye çalıştığımda makinenin siyah ekranından başka bir şey görmedim. evet bataryayı evde unutmuştum.

sonra aklıma nereden esti bilmiyorum, eski mahalleye (yenimahalle aslında burası ehe) gittim. 12 sene yaşadığımız ve benim 2003'ten beri gitmediğim mahalle. anı ishali oldum, anı sokması yaşadım resmen. çocukluğumun en güzel ayrıntılarını hatırladım sokaklarda boş boş gezerken. saat 5-6 gibi gerçekleşen bu ufak gezinti esnasında mp3 çalarım ''sigaramın dumanına sarsam''ı çevirip durdu onlarca kere.

özet: akşam vakti sardı yine hüzünler

5.4.11

grip



aym grip, aym nezle
vat dı hel em ay duin hiğr
ay dont bilong hiğr