şimdiiik. şimdi ekşi sözlük'te yaklaşık 2 ay evvel ekşifotoğraf adı altında bir google grubu açılmış idi. ben de girip üye olmuş idim. neyse, her yerde olduğu gibi orada da aktif olan tarafın istanbul tayfası olduğunu görüp kaderime boyun eğerek düz hayatıma devam ediyordum. sonra bir gün, melih gökçek'in twitter sayfası açıp kendisine gelen her twit'e cevap verdiğini gördüm. başkan o kadar sevmiş ve sevilmiş olacak ki, 3000 küsür twit yazmış ve şu an 26000 takipçisi var. işte bu google grubundan biri de başkana sormuş: ''başkanım ankara'da metro inşaatları ne alemde?''
o da ''buyrun gelin, kendi gözlerinizle görün.'' demiş. e gökçek'ten sözü alan eleman geziyi organize ediyor ve 4 şubat gecesi fatih ekspresiyle ankara'ya geliyorlar. ben de ilk başlarda olumlu baktım bu geziye; fakat sabahın köründe kalkıp da sıcak yatağımdan ayrılmak istemedim. sonra benim diğer iki arkadaşın da ısrarıyla sabah soluğu ankara gar'da aldık ve istanbul'dan gelen 5 kişilik (dev kadddd) ekiple buluştuk. toplamda 9 kişi büyükşehir belediyesinin kapısını tıklattık. başkanın yardımcılarından derya hanım, güzel gözlü, tatlı sözlü derya hanım ve birkaç kişi bize o kadar ihtimam gösterdiler ki anlatamam ya. anlatamam. bunun % 10'unu dahi beklemiyordum.
sayayım:
-altımıza iki adet son model ve lüks caravelle tahsis edildi.
-ilk olarak ankara hali'nin yanında varlık şefkat evinde kahvaltı.
-oradan güvenpark ve milli eğitim bakanlığı arasındaki metro çalışmaları hakkında bilgi alıp yerin birkaç on metre altına indik.
-oradan odtü metro istasyonu ki sadece rayları kalmış. ama diyebilirim ki hakikaten odtü metro istasyonunda odtü klası konuşuyor. sanki resim galerisi ya da müze. öyle ferah ve modern bir mimariye sahip.
-odtü'yü geride bırakıp aksu caddesi üzerindeki otoparkta bulunan ''sokakta çalışan çocuklar merkezi''ne gittik. burada baya bir eylendik. 5400 metrekare üzerine kurulu kocaman bir merkez. sokakta çalışan çocukların gün boyunca gelip a'dan z'ye her türlü ihtiyaçlarını karşılayıp kendi gelişimlerini sağlayabilecekleri ve başında gerçekten iyi niyetli olduğuna inandığım bir idareci bulunan güzel bir merkez. mesela ingilizce, gitar-piyano-org-bağlama, futbol-karate-judo, bilardo-golf, kütüphane, diksiyon, el sanatları, internet vs. gibi birçok imkan sağlanıyor ekseri yenidoğanlı olan tıfıllara.
öğle yemeğini de orada eda ettikten sonra (erişte-bezelye-turkish yoghurt) gene 'özel araçlarımız'la bizi istediğimiz yere bıraktılar. orası ankara kalesiydi. kalenin en tepe noktasına çıkıp içimizin bir acayip olmasına neden olduktan sonra ''deli mi skti?!?!'' diyerek daha tenhalarda dolaşmaya karar verdik. yerler jilet gibi kaygandı. e tabii tüm bu olaylar esnasında çatır çutur fotoğraflıyoruz her şeyi. neyse, dedik soluklanalım. saat 4'te randevumuz var biriyle... bir buçuk saat kadar kalenin dibinde ''asmalı konak'' diye bir kafeye oturup 3 şişe şarap söyledik:) işletmecinin japon turistlere ibretlik kitleyişine de şahit olduk bu arada. ve saat 4 olmuş ve derya hanım aramıştı. araçlar geliyor. tekrar minibüslere atlayıp belediyeye. veee bir saat kadar rötarla oradaydık. i.melih gökçek o kalpleri ısıtan meşhur gülümsemesi ve eee'lemesiyle karşıladı bizi odasında. bu esnada onursal başkanı olduğu ankaragücü'nün kayserispor'la maçı var:) hoş beş falan fişmekan derken kayseri attı. 1-1 dakika 70 filan. başkanın ağzı bizde, gözü maçta. dakika 90+5, kayseri bi tane daha kitledi 2-1. başkanın yangınını gömleğinin birkaç düğmesini açması da kesmedi. şöyle diyeyim, zaten melih gökçek ağzı iyi laf yapan bir adam; ama bu kadar nasıl diyeyim, açık sözlü olduğunu ve karşısındakinin de açık sözlülüğünü desteklediğini ilk defa görüyorum desem yeridir. nişan merasimine katılması için çıkması gereken ibrahim beyle vedalaşıp gene soluğu derya hanımın yanında aldık. başkanın hediyesi de 'atatürk fotoğrafları' isimli, adamın kafasına vursan travma yaratabilecek bir dergiydi. (bu arada içtiğimiz urfa dibek kahvesi, şimdiye dek içtiğim en farklı ve lezzetli kahvelerden biriydi) biz giyinip ayrılmaya davranırken altınpark'taki belediye konukevinde bizim için akşam yemeği hazırlığı yapıldığı söylendi. hoppalaa. gene atladık minibüslere ve altınpark'a... orada da gerçekten güzel bir yemek yedikten sonra keçiören tayfasını evlerine bırakıp kızılay'a geçtik. 2 ankara ve 5 istanbul tayfası. şoförümüze yolu tarif ederek aylak madam'a gittik. gerçi öyle bir mekanda içkinin olmaması ayrı bir hadise; ama sıcak şarabı hakikaten ilk kez denememe rağmen tuttum. içine tarçın atılmış vişne oraleti gibi; ama hoş yahu. oradan hareket saati gelen istanbullu ekşicileri taksiye bindirip evin yolunu tuttum. ben bu grubu tuttum.
çok üstünkörü anlattığım bu olaylar en azından bende güzel; ama daha ziyade enteresan bir anı olarak kalacaktır.
"yiyor ama çalışıyor'' ---devletin yaratmak istediği tür vatandaş